|
|

![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
|
Yıl 1920 Mayıs ay'ı. Hava sıcaklarının sürekli değişiklikler yaşadığı bu ayda sıcak bir gün, düne nazaran daha sıcak. Her yer yemyeşil, toprak ana enerjisini sırtlamış; sağlıklı bir insanın pembe al yanaklı kan fışkırır misali bir çehreye sahip olması gibi, yer yüzü olan bedenini yeşile bezemişti. O yeşil ki; bütün tonları mevcut. Koyu yeşil, açık yeşil yapraklı her çeşit ağaçlar ve fundalıklar, yer halısı görümündeki derisi üzerinde çeşitli çiçekler sarılı kırmızılı morlu pembeli; vücudu sarmış birer çıban lekeleri gibi...
|
|
|
Yıl 1920 Mayıs ay'ı. Hava sıcaklarının sürekli değişiklikler yaşadığı bu ayda sıcak bir gün, düne nazaran daha sıcak. Her yer yemyeşil, toprak ana enerjisini sırtlamış; sağlıklı bir insanın pembe al yanaklı kan fışkırır misali bir çehreye sahip olması gibi, yer yüzü olan bedenini yeşile bezemişti. O yeşil ki; bütün tonları mevcut. Koyu yeşil, açık yeşil yapraklı her çeşit ağaçlar ve fundalıklar, yer halısı görümündeki derisi üzerinde çeşitli çiçekler sarılı kırmızılı morlu pembeli; vücudu sarmış birer çıban lekeleri gibi...
|
|
|
Dünyadaki nüfus potansiyeli milyarları bulan bir din, HİNDUİZM. Kuralları, tatbik ve ibadet şekli, inanç mevzuat'ı vs..her hali. Uzaktan bu dini inceleyenler içinden çıkılmaz Çin akrabosisine benzettiği, kendine has rıtuelleri, seronomileri olan bir din Hinduizm...
|
|
|
Kendi anavatanında çeşitli kavimlerin saldırılarına maruz kalıp, dünyanın çeşitli ülkelerine pirinç taneleri gibi savrulan, bulundukları memleketlerde yok olmak veya var olmak sancılarıyla boğuşup, mitolojinin engin derinliklerinden gelen kültürünün, peşmurde hale düşürülmesinin mukatterat-ı hesabını sormaya giden bir mücahit adam benim Şaban Kuyumcu ağbim. O çok sevdiği kültürünün vebaline sebebeb olmuş, tarihte kendi esas vatanlarında durmayarak başkalarının corafi mekanlarına tecavüz etmiş, Roma, Bizans, Hun, Pers, Arap, Moğol, Rus gibi şımarık işkalcilere ilahi adalet karşısında hesap sormaya giden bir nefer benim Şaban Kuyumcu ağbim....
|
|
|
Yıl 1920 Mayıs ay'ı. Hava sıcaklarının sürekli değişiklikler yaşadığı bu ayda sıcak bir gün, düne nazaran daha sıcak. Her yer yemyeşil, toprak ana enerjisini sırtlamış; sağlıklı bir insanın pembe al yanaklı kan fışkırır misali bir çehreye sahip olması gibi, yer yüzü olan bedenini yeşile bezemişti. O yeşil ki; bütün tonları mevcut. Koyu yeşil, açık yeşil yapraklı her çeşit ağaçlar ve fundalıklar, yer halısı görümündeki derisi üzerinde çeşitli çiçekler sarılı kırmızılı morlu pembeli; vücudu sarmış birer çıban lekeleri gibi...
|
|
|
Yıl 1920 Mayıs ay'ı. Hava sıcaklarının sürekli değişiklikler yaşadığı bu ayda sıcak bir gün, düne nazaran daha sıcak. Her yer yemyeşil, toprak ana enerjisini sırtlamış; sağlıklı bir insanın pembe al yanaklı kan fışkırır misali bir çehreye sahip olması gibi, yer yüzü olan bedenini yeşile bezemişti. O yeşil ki; bütün tonları mevcut. Koyu yeşil, açık yeşil yapraklı her çeşit ağaçlar ve fundalıklar, yer halısı görümündeki derisi üzerinde çeşitli çiçekler sarılı kırmızılı morlu pembeli; vücudu sarmış birer çıban lekeleri gibi...
|
|
|
Not:Kızının evlenme arifesinde,meçhul bir mekanda tesadüfen gözleriden kırıstal billurilerin çenesine doğru yuvarlanırken karşılaştığım,gri zifiri dumanlar içinde, kültabağını bir tekel bayini köşe döndürecek kadar izmarit dolu kültabakla bulduğum,Çerkez biriyle evlenmediğinden,omuzları bir biriyle kavuşacak hale gelmiş kambur duruşu karşısında duygulanarak yazdığım ve ona verdiğim bir şiir.
|
|
|
Sekerekten gitmek. Sekişin bir adabı maşereti vardır. Sekiş müzik ritmiyle olursa daha anlamlı olur. Sekiş apayrı bir olaydır. Düzgün yürünebilir lakin seke seke herkes gidemez ve herkese de yakışmaz zaten. Türkülerde söylenen kekliğin sekişidir. Kekliği avcılar çok severler. Kekliğin düz ovada avlanmasının ve de sekmesinin nedenleri arasındadır. Sekmek nasıl olur. Bir düz adım, nihayetindeki adıma basarken basmadan geçiştirmek desek doğrumudur acaba...
|
|
|
Nasıl öldüğümün hiçbir anlamı ve önemi yok benim için. Var oldum ve de yok olacağım bir gün. Bundan kaçış yok adım gibi biliyorum. O zaman bu yazıyı neden kaleme alıyorum. Önemli olduğu için değil. Zaman zaman aklıma geliyor, yazayım diyorum, atlıyorum ama bu sefer yazmaya karar verdim yoksa içime dert olacak...
|
|
|
Abdurrahman dayı bunu senin için anlatacağım. Hep yiyeceklerden bahsediyorsun dediğin için. Kafkas Vakfın’da bir etkinliğe gitmiştik. Ne olduğunu hatırlamıyorum. Benim arabamda doluydu, Vahdetin arabası da doluydu. Konuşmalar yapıldımıydı hatırlamıyorum. Hatırladığım sadecene metazlardı. Ben bir anda bana verilen tabaktaki metazları bitirdim. Beni bir tabak kesmemişti. Aç gözlülüğüm tutmuştu. Vahdet’te yanımda ağır ağır yiyor ve etrafı da kolaçan ediyordu. Benim aklıma hemen hinlik geldi. Vahdet bak kapıdan kim geliyor dedim ve bir tane metazı çatallayıp ağzıma attım. Vahdet kapıya doğru baktı ama gelen kişiyi tanıyamadı. Kim ki O diye sordu ? Bende tanımadığım için bir şey diyemedim. Birbirimize anlamsız anlamsız bakıştık. Lakin bu metaz parçası da beni kesmemişti. Aynı oyunu ikinciye yapmaya kalkışınca suçüstü yakalandım. Yakalansam da metazı ağzıma attım. Vahdet açtı ağzını yumdu gözünü başladı avaz avaz bana bağırarak fırça atmaya başladı. O arada da iki hanım kız arka masalarda metaz dağıtmışlar bizim önümüzden geçerek mutfağa doğru gidiyorlar. Bizim dalaşmamız karşısında ne diyeceklerini bilemeden öylece ne bakıyorlar. Sonra hafifçene bize doğru yaklaşıp isterseniz daha var verebiliriz dediler. İşte benim fırça yeme seansımdan kurtulurum diyerek bak varmış dedimse de vahdet beni dinlemedi ve diyeceklerini söylemek den vazgeçmeyip içini iyice döktü. Benim suçluluk duygusuyla biraz kızarmama rağmen yüzsüzlüğüme sinirlenmişti haklı olarak. Sonradan metaz’lar geldiyse de vahdet almadı. Tabağında kalanlarla yetindi. Bense ikinci tabağı bitirdim. Üçüncü tabağı bitirdim. Dördüncü tabak da zorlansam da onu da bitirdim. Eşim Leylâ artık yalvarmaya başladı. Yeme artık bir şey olacak deyip durduysa da ben afiyetle bitirdim. |
|
|
Çiğ çiğ diyemiyeceğim. lakin ben de bir heyecan, bir koşuşturma, dedemin evinin bahçesinde fıldır fıldır koşuşup duruyoruz, yerlere atlıyor...
|
|
|
Yayınlayan : Ergün GÜLDAL
|
|
|
Yazan : Nurcihan ÜSTÜNER
Yayınlayan : Ergün GÜLDAL |
|
|
Yazan : Nurcihan ÜSTÜNER
Yayınlayan : Ergün GÜLDAL |
|
|
Yazan ve yayınlayan : Ergün GÜLDAL
|
|
|
Yayınlayan : Ergün GÜLDAL
|
| MAHMUT MAZHAR BAYRAM |
![]() |
| TEVFİK KIZIK |
![]() |
| KAŞİF KANSU |
![]() |
| ŞABAN KUYUMCU |
|
BAYRAMİC1864 KÖY SİTEMİZİN KURUCUSU |
|
KAYMAKAM TEVFİK
HACI OSMAN kÖYÜ'nden SON UBIH |
|
TEVFİK ESENÇ |
| 19. DÖNEM BALIKESİR MİLLETVEKİLİ HÜSEYİN BALYALI |
![]() |
|
Prof. RAMAZAN SEVER |
![]() |
| YAŞAR AKIN |
![]() |
| ŞABAN KARAL |
![]() |
| BASRİ AKYÜZ |
![]() |
| NURETTİN TEKİN |
![]() |
| BÜNYEMİN ÖZKAN |
![]() |
| BARİK SEVER |
![]() |